İnsanın gerçek doğasıyla ilgili ruhçuluk kültürümüz bizlere, evrenlerin ruhun eseri olduğunu söylüyor. Evrenler üstü olan ruh da, her şey gibi; Yaradan’ın bilgisinin (“seçkin” diyebileceğimiz) bir tezâhürü olarak, İlâhî İrade Yasaları’ndan yararlanarak evrenlerde ve onların âlemlerinde pek çok olgunun; sâdece başlatıcısı değil, aynı zamanda, görüp gözeticisi durumundadır. Evren üstü ruhun evrendeki temsilcisi ruh varlığıdır(öz benlik) ve ruh varlığının da uzaysal objelerdeki tezâhürü bildiğimiz insan, hayvan ve bitki bedenleridir. Yâni ruhun tesirliliği (müessiriyeti) maddesel ortamların derinliklerine kadar “kabalaşarak” inmektedir. Dolayısıyla doğada ruhun varlığından söz etmek yanlış olmaz. Ama “Doğada ruh yoktur.” Şeklinde düşünenlere de hak vermek olasıdır. Yani, kuantumdaki “hem hem mantığı”yla(1); ruh, doğada hem vardır, hem yoktur. Yukarıdaki anlamda ruh doğada ve her yerde vardır ama aynı zamanda yoktur çünkü ruh ve madde iki ayrı cevherdir, bu nedenle ruh ve madde doğrudan doğruya bir arada bulunamaz.
